Vaka Analizi 02.01.2026

Rutin mi, Disiplin mi?
Güvenlikte Alışkanlığın Görünmez Riskleri

Neden?

Güvenlik operasyonlarının belki de en tehlikeli yanılgısı şudur: “Aynı şeyi her gün aynı şekilde yapıyorsak, disiplinli çalışıyoruz demektir.” Dışarıdan bakıldığında bu doğrudur. Düzen vardır, süreklilik vardır, sürpriz yoktur. Ancak güvenlikte “aynı” görünen iki kavram, aslında birbirinin zıddı olabilir: Rutin ve Disiplin.

Rutin, bir işi düşünmeden yapmaktır. Disiplin ise aynı işi her seferinde yeniden düşünerek yapmaktır. İkisi de dışarıdan bakıldığında aynı eylem gibi görünür. Aynı saatte yapılan devriye, aynı prosedürle kontrol edilen çanta, aynı sıklıkta izlenen kamera… Ancak birinde zihin “otomatik pilot”tadır; diğerinde ise “farkındalık” devrededir.

Güvenlik zafiyetlerinin büyük bir kısmı, disiplin eksikliğinden değil; disiplin maskesi takmış rutinlerden kaynaklanır. Çünkü rutin, sorgulamayı durdurur. Bir süre sonra yapılan iş, güvenlik sağlamak için değil; sadece “yapmış olmak” için yapılmaya başlanır. İşte tehlike tam nburada başlar. Çünkü rutin, güvenliği sağlamaz; yalnızca güvenli olduğu hissini verir.

Aynı Eylem, Farklı Sonuç

Rutin ile disiplin arasındaki farkı anlamak için eyleme değil, niyete ve dikkate bakmak gerekir. Örneğin, bir güvenlik noktasında kimlik kontrolü yapan bir görevliyi düşünelim. Her araca bakıyor, her kimliği kontrol ediyor. Dışarıdan bakıldığında süreç kusursuzdur. Ancak zihninde ne var?

Rutinle çalışan zihin şöyle der: “Yüzlerce araç geçti, hepsi temizdi, bu da temizdir. Prosedürü tamamla ve devam et.”

Disiplinle çalışan zihin ise şöyle der: “Yüzlerce araç geçmiş olması, bu aracın risk taşımadığı anlamına gelmez. Her kontrol, yeni bir değerlendirmedir.”

İlkinde eylem tamamlanır ama risk analizi yapılmaz. İkincisinde ise eylem, bir analizin sonucudur. Rutin, geçmişin istatistiğine güvenir (“Dün bir şey olmadı, bugün de olmaz”). Disiplin ise o anın gerçekliğine odaklanır (“Şu an ne görüyorum?”).

Bu ayrım, özellikle kriz anlarında hayati hale gelir. Rutinle çalışan sistem, beklenmedik bir durumla karşılaştığında donar. Çünkü ezber bozulmuştur. Disiplinle çalışan sistem ise esnektir; çünkü yaptığı işin “nedenini” bilir. Prosedürün dışına çıkması gerektiğinde inisiyatif alabilir.

Rutinin Tuzağı: Sessiz Kabulleniş

Rutin bir günde oluşmaz. Yavaş yavaş, sessizce yerleşir. Başlangıçta her şey titizlikle yapılır. Ancak zamanla tehdit algısı düşer, yorgunluk artar ve zihin enerjisini korumak için kısa yollar aramaya başlar. Bu insan doğasının bir parçasıdır. Beyin, tekrar eden işleri otomatiğe almaya programlıdır.

Güvenlikte bu durum “sessiz kabulleniş” yaratır. Yanlış alarm veren bir sensör bir süre sonra duyulmaz olur. Çalışmayan bir kamera “zaten oraya kimse gitmiyor” denilerek ihmal edilir. Prosedürdeki küçük aksaklıklar “işi hızlandırmak” adına görmezden gelinir. Bunların hiçbiri kötü niyetle yapılmaz. Sadece rutin, risk algısını köreltmiştir.

Disiplin ise bu doğal eğilime karşı bilinçli bir dirençtir. Disiplin, işi otomatiğe almayı reddetmektir. Bu, yorucudur. Zihinsel enerji gerektirir. Sürekli “neden” sorusunu sormayı zorunlu kılar. Ancak güvenlik kültürü tam da bu dirençte yatar. Kültür, işler kolayken değil; zihin otomatiğe geçmek istediğinde gösterilen iradeyle ölçülür.

Kültürü Kim Belirler?

Kurumlar genellikle disiplini kurallar, talimatlar ve denetimlerle sağlamaya çalışır. Ancak gerçek disiplin, yukarıdan gelen bir baskıyla değil; içeriden gelen bir sahiplenmeyle oluşur. Eğer personel, yaptığı işin anlamını kavramamışsa, en sıkı denetim bile sadece “göstermelik” bir disiplin yaratır. Denetimci gittiği anda rutin geri döner.

Kültür eğitimle başlar, ama orada bitmez. Asıl belirleyici olan, günlük pratikte neyin ödüllendirildiği ve neyin görmezden gelindiğidir. Hız mı, sorgulama mı? Sessizlik mi, geri bildirim mi? Bu tercihler, güvenlik kültürünün yönünü tayin eder.

Sonuçta güvenlik kültürü, tek bir programın ya da tek bir dokümanın ürünü değildir. Günlük küçük kararların, tolere edilen küçük sapmaların ve verilen küçük tepkilerin toplamıdır. Rutin bu küçük alanlarda sınırsız bırakıldığında kültür zayıflar; disiplin bu alanlarda bilinçle var olduğunda kültür güçlenir.

Sahadan Okuma: Tipik Bir Senaryo

Her şey uzun süredir yolunda gidiyordur. Aynı tesis, aynı ekip, aynı vardiya düzeni. Kontroller aksatılmıyordur, raporlar zamanında giriliyordur, sistemler çalışıyordur. Bu süreklilik, zamanla güven hissi üretir. Kimse bunu bilinçli olarak söylemez ama ortamda dolaşan ortak duygu şudur: “Burada bir sorun yok.”

Bu noktada küçük sapmalar başlar. İlk başta kimse bunları sapma olarak görmez. Bir kapı normalden biraz daha geç kontrol edilir. Bir alarm, “nasıl olsa yine yanlış” denilerek hızla kapatılır. Bir prosedür, işin akışını bozduğu için sessizce esnetilir. Bu davranışların hiçbiri tek başına risk gibi durmaz. Hatta çoğu zaman işi kolaylaştırır.

Zamanla bu küçük esnemeler yeni normal haline gelir. Yeni gelen personel, ortamı böyle görür ve böyle öğrenir. Kimse “neden” sorusunu sormaz; çünkü cevaplar zaten hazır gibidir. “Burada işler böyle yürür.” Rutin, disiplini taklit ederek yerleşir.

Bu sırada çevrede bir şeyler değişmiştir. İnsan profili farklılaşmıştır, yük artmıştır, tehdit algısı başka bir yöne kaymıştır. Ancak rutin, bu değişimi kaydetmez. Çünkü sistem hâlâ “çalışıyor” gibi görünüyordur. Sessizlik, başarı olarak okunur.

Derken beklenmeyen bir an gelir. Büyük bir kriz olmak zorunda değildir. Ani bir yoğunluk, alışılmadık bir ziyaret, eş zamanlı birkaç küçük aksaklık… Sistem, alıştığı düzenin dışına itilir. O anda herkes aynı şeyi yapmaya çalışır: Alıştığını.

Ancak sıra karışmıştır. Öncelikler net değildir. Kim neyi üstlenmelidir, kim karar vermelidir belirsizleşir. Rutin, yol göstermez; çünkü yol artık farklıdır. O an ortaya çıkan boşluk, çoğu zaman saniyelerle ölçülür ama etkisi çok daha büyüktür.

Sonrasında geriye dönüp bakıldığında kimse tek bir kırılma noktası gösteremez. “Şurada hata yapıldı” demek zordur. Çünkü her adım, o an için makul görünmüştür. Sorun, tek bir yanlış kararda değil; yanlışların normalleştiği süreçtedir.

Bu tür senaryoların ortak özelliği, sürpriz olmamasıdır. Dışarıdan bakan biri için olay ani görünür; ama içeride olanlar için zemin çoktan hazırlanmıştır. Rutin, disiplini yavaş yavaş aşındırmış; farkındalık sessizce geri çekilmiştir.

Bu okumanın amacı bir hatayı işaret etmek değildir. Asıl mesele, güvenliğin nasıl kaybedildiğini anlamaktır. Çünkü çoğu zaman güvenlik, büyük bir ihlalle değil; küçük tavizlerle kaybolur. Ve bu tavizler, en çok her şey yolunda giderken verilir.

Ne Yapmalı? (Reçete Vermeden)

Bu noktada genellikle bir beklenti oluşur: Somut öneriler, net adımlar, uygulanabilir maddeler… Oysa güvenlikte en zor ama en gerekli olan şey, hazır cevaplar değildir. Çünkü her hazır cevap, başka bir rutinin başlangıcı olabilir. Asıl ihtiyaç duyulan şey, doğru soruları doğru yerde sormaktır.

“Ne yapmalı?” sorusu çoğu zaman yanlış yere yönelir. Çünkü bu soru, dışarıdan bir çözüm bekler. Güvenlikte ise asıl mesele, çözümün kimden geldiği değil; nasıl düşünüldüğüdür. Aynı uygulama bir yerde disiplin üretirken, başka bir yerde rutini besleyebilir. Farkı yaratan, bağlamdır.

Bu nedenle yapılması gereken ilk şey, mevcut düzeni bozmadan önce onu okuyabilmektir. Hangi davranışlar gerçekten bilinçli, hangileri sadece alışkanlık? Hangi uygulamalar sorgulanabiliyor, hangileri dokunulmaz kabul ediliyor? Bu ayrımı yapmadan atılan her adım, yalnızca yeni bir düzen kurar; kültürü dönüştürmez.

İkinci olarak, sessizliğin ne anlama geldiğini yeniden düşünmek gerekir. Uzun süredir sorun çıkmaması, güvenliğin yüksek olduğu anlamına mı geliyor; yoksa riskin görünmezleştiğini mi gösteriyor? Bu sorunun cevabı rahatsız edicidir ama gereklidir. Çünkü güvenlikte asıl körlük, tam da bu sessizlikte oluşur.

Bir diğer önemli nokta, küçük sapmalara verilen tepkilerdir. Bu sapmalar nasıl ele alınıyor? Görmezden mi geliniyor, hız adına mı normalleştiriliyor, yoksa gerçekten değerlendiriliyor mu? Küçük sapmaların dili, büyük krizlerden çok daha öğreticidir. Çünkü kültür, bu küçük anlarda şekillenir.

Aynı şekilde, “neden” sorusunun kaderi de belirleyicidir. Neden sorusu teşvik ediliyor mu, yoksa gereksiz mi bulunuyor? Disiplin, bu soruyla ayakta kalır. Rutin ise bu sorudan kaçınarak güçlenir. Bir yapıda hangi refleksin baskın olduğu, güvenlik kültürünün yönünü açıkça gösterir.

Ne yapmalı sorusunun belki de en dürüst cevabı şudur:
Daha az ezber, daha çok farkındalık.
Bu bir yöntem değil, bir tutumdur. Her gün yeniden üretilmesi gereken bir zihinsel duruş.

Sonuçta güvenlikte yapılacaklar listesi hiçbir zaman tamamlanmaz. Çünkü güvenlik, biten bir iş değil; devam eden bir değerlendirmedir. Rutin bu değerlendirmeyi dondurur. Disiplin ise onu canlı tutar. Yapılması gereken de tam olarak budur: Güvenliği “yapılan” bir şey olmaktan çıkarıp, sürekli düşünülen bir şey haline getirmek.

Ve belki de en önemli adım, şu soruyu ara sıra kendine sormaktır:
“Bugün güvenli olduğumuzu düşünüyoruz çünkü gerçekten öyle mi, yoksa buna alıştığımız için mi?”

Bu sorunun cevabı kolay değildir. Ama güvenlik, zaten kolay cevapların alanı değildir.

Disiplin Sessizdir, Rutin Rahattır

Rutin, insana iyi hissettirir. Tanıdıktır, öngörülebilirdir, zihni yormaz. Günün sonunda “işler yolunda” duygusu bırakır. Güvenlikte rutinin bu kadar kolay benimsenmesinin nedeni de budur. Çünkü belirsizliği geçici olarak ortadan kaldırır. Ancak bu rahatlık, çoğu zaman farkındalığın yerini alır.

Disiplin ise aynı duyguyu üretmez. Hatta çoğu zaman rahatsız edicidir. Soru sordurur, alışılmışı bozar, sessizliği kurcalar. Disiplinli yapı, “şimdilik sorun yok” cümlesiyle yetinmez. O yüzden görünmezdir; çünkü kendini ilan etmez. Çalışırken dikkat çekmez, ama yokluğunda her şey hızla dağılır.

Güvenlikte asıl mesele, rutini tamamen ortadan kaldırmak değildir. Bu mümkün de değildir, gerekli de değildir. Asıl mesele, rutinin nerede bitmesi gerektiğini bilmektir. Disiplin, bu sınırı çizen şeydir. Rutini anlamla sınırladığında düzen üretir; sınırsız bıraktığında risk.

Bu yazıda anlatılanların hiçbiri yeni olmayabilir. Birçok kişi bunları farklı kelimelerle sahada zaten hissetmiştir. Ancak güvenlikte sorun çoğu zaman bilmemekten değil, bildiğini sorgulamamaktan kaynaklanır. Rutin, bu sorgulamayı geciktirir. Disiplin ise onu canlı tutar.

Güvenlik kültürü tam da burada ortaya çıkar. Eğitimlerde, talimatlarda ya da afişlerde değil; günlük küçük kararlarda. Hangi sapmanın tolere edildiğinde, hangi sorunun susturulduğunda, hangi sessizliğin başarı sayıldığında… Kültür bu anlarda yazılır.

Sonuçta güvenlik, mükemmel sistemler ya da kusursuz insanlar meselesi değildir. Güvenlik, insanın kendi alışkanlıklarına ne kadar mesafeden bakabildiğiyle ilgilidir. Rutin bu mesafeyi kapatır. Disiplin ise onu korur.

Belki de güvenlikte sorulması gereken en basit ama en zor soru şudur:
“Bugün yaptığımız şeyler gerçekten bilinçli tercihler mi,
yoksa sadece alıştığımız davranışlar mı?”

Bu soruyu canlı tutabildiğimiz sürece, güvenlik yalnızca yapılan bir iş olmaktan çıkar;
düşünülen, tartışılan ve geliştirilen bir alan haline gelir.
Ve güvenlik, tam da o noktada anlam kazanır.

Analizlere Dön
Paylaş: